Deprem - Müzik - Resim
Anasayfa Yukarı

Gelenekten Geleceğe
Batıda Arayışlar
Yalçın Tura
Deprem - Müzik - Resim
Müziğimize Dair
TM'de Bölgesel Iskalalar
İcraAnalizi
Mini Anket
Ra-Dü-Se Solfeji
Murat Birsel
Sesler ve Renkten Renge Girenler
Ölçüm, Analiz, Test
İcra - Teori Birliği
Akort - Göçürüm
Türk Müziği ve Internet
Ses Sistemleri
Usullerin Bölünmesi

 

Binyıllardır Birarada Yaşayan Üç Kardeş:

Deprem - Müzik - Resim

     Bu yazı, son zamanlarda sıkça değinilen “Depremle birarada yaşamaya alışma” olayına, değişik (ve biraz da fantezik) bir yanıttır:

     — Siz hiç endişe etmeyiniz kardeş! Biz onunla da kardeşleriyle de zaten her an birarada kardeş kardeş yaşayagelmekteyiz...

     Gerçekte, yukardaki üç sözcüğü yanyana görmenin bile insanı yadırgatmaya yettiği doğru. Hele ki kardeş olduklarını düşünmek!..

     Belki daha genel olarak, “Deprem - Ses - Renk” demek de olasıydı, fakat herhalde şaşkınlığımızı pek azaltmazdı.

Kan Bağı Nereden Geliyor?

     Bilindiği gibi, doğadaki pek çok olay, periyodik bir hareket sonucunda ortaya çıkar. Ama bu hareketlerin kimi makro düzeydeymiş kimi mikro; ne önemi var? Söz konusu olan, eninde sonunda bir nicelik farkıdır.

     Son aylarda ölçek deyince aklımıza Richter’ten başka bir şey gelmez oldu; oysa, malum, başka ölçekler de vardır. Bir tanesini burada hatırlatalım:

     Bir nesnenin saniyedeki titreşim sayısına onun frekansı denir ve birimi Hertz(Hz)’tir. Duruma göre, bilgisayarlar sayesinde epeyce aşina olmaya başladığımız, kilo (bin) ve mega (milyon) vb. ön ekleri yardıma çağrılarak kHz ve MHz şeklinde de kullanılır.

     Şimdi Şekil 1’e ister Dünya ekvatoru üzerindeki bir noktanın hareketinin, isterseniz de bir atomun protonu çevresinde dönen elektronun hareketinin grafiği olarak bakınız, sonuç aynıdır. Birinci hareketin frekansı (~0.0001 Hz) ötekinin (1 milyon MHz)  yaklaşık 1 milyon katrilyon (1’in yanında 18 tane sıfır) katıdır, matematiksel biricik fark budur!

 
 

 

Şekil 1

     Bu iki uç arasında (elektronun hareketine yakın frekanstakiler lehine olmak üzere) başka örnekler de verilebilir.

     Önce hızlılardan başlayalım:

     İnsan, bir kaynaktan çıkan ve frekansları 400 trilyon ile 800 trilyon Hz (8’in yanında 14 tane sıfır) arasında olan elektromanyetik ışımaları çeşitli renkler olarak görür.

     Şimdi de ağırca olanlar:

     Aynı insan, bir kaynaktan çıkan ve hava – su benzeri bir ortamda yayılarak kulağa kadar ulaşan madde titreşimlerinin, frekansı yaklaşık 20 ile 20 bin (2’nin yanında 4 tane sıfır) arasında olanlarını ses olarak işitir.

     Peki bir kısmını işitir bir kısmını görür de, her şey bunlardan ibaret midir?

     Aşağıdaki şekilde, madde titreşimleri bölgesinin tamamı ve bunlardan ses olarak algılananlar ile, elektromanyetik ışıma bölgesinin tamamı ve bunun görünür ışığa karşı gelen altkümesi  logaritmik (yine o logaritma!) ölçekle gösterilmiştir.

    

Bu şekli vermekteki amacımız, kulağın, aynı ligde olsalar göze 15 basacağını kanıtlamak değildir. Vurgulanmak istenen, düşey çizgilerle gösterilmiş bölgelerin yalnızca küçük birer kısmının dolu gerisinin boş olduğudur.

Bu Boşluklar da Neyin Nesidir?

     Görünür ışığın hemen üstünde morötesi ışınlar bölgesi gelir (ki ışığa benzerliği nedeniyle ‘kara ışık’ diye de anılır, ki bu sayede yazın bronzlaşırız, ki dünya atmosferi bu ‘ışık’ın zararlı dalgaboylarındaki kısmını soğurmaya çalışır da biz insanlar onda delik açmaya, açılan deliği büyütmeye çalışır dururuz). Onun da üstünde x (Röntgen) ve y- ışınları vardır. Altında ise, allahtan yine pek yabancısı olmadığımız kızılaltı ışınlar yer alır da, ağızdaki alıcıların bunlara duyarlılığı, derinin morötesi ışınlara duyarlılığına eklenerek bir şike durumu oluşur ve göz, kulağa karşı zar zor bir şeref golü atabilir.

     (Göz-Görme, Kulak-İşitme ikililerine bir de Burun-Koklama ikilisini eklemeye ve bunu da kızılötesi ışınlar bölgesiyle ilişkilendirmeye kalkarsam bana çok kızar mısınız?.. Ama ne yaparsınız ki ben yılanların yalancısıyım: Bu soğuk yaratıkların gözleriyle burunları arasındaki çukurcuk tam da bu ışınları algılar ve avları hele de sıcakkanlı olmayagörsün, onlara zifiri karanlıkta bile kurtuluş yoktur!)

     Elektromanyetik ışımanın en alttaki bölgesi ise radyo dalgalarına aittir.

     Radyo deyince akla yalnızca Radyo Cumhuriyet veya 94.9 MHz gelmesin; onların hemen yakınındaki frekanslardan bir sürü kuazar yayın yapar durur. Anlayana!

     Şekil 2’de 107.4’ün, 0957+561A-B kuazarının, yılanların görüp/koklayıp bizim sezemediğimiz bölgenin, ‘sarı’ renginin ve röntgen çektirdiğimizde bedenimizden geçen dalgaların yeri işaretlenmiştir.


Şekil 2

 Alçaklardaki Durum

     Ses olarak işitilebilir maddesel titreşimlerin üstünde sesötesi titreşimler mevzilenir. Yarasaların bunlar sayesinde görebildiğine (yoksa işitebildiğine miydi?) inanmayanlar gidip bir ultrason cihazının altına girebilir ve dölüt durumlarına baktırabilirler (veya, utanıyorlarsa, dinletebilirler).

     Hemen altındaki bölgeye ise, yavaş hızlarda dönen motorlar örnek olarak gösterilebilir (“Çağdaş” motosikletler vb. ne yazık ki daha hızlı motorlara sahiptir!).

     Onun da altındaki bölgeye deniz dalgaları örnektir.

     Ve geliyoruz en heyecanla beklenen titreşimlere...

     Evet, Şekil 3’te de gösterildiği gibi, maddesel titreşimlerin belki de en yavaşı depremdir!

     Verilmiş sadakamız varmış... Ya bir de daha hızlı olsaydı?


Şekil 3

Cinsiyet

     Buraya kadar depremin yalnızca maddesel titreşim yanı üzerinde durduk. O gözle bakınca bu hantal yaratık müziğin öz, resmin üvey kardeşi gibi görünüyor.

     Fakat bir de açığa çıkardığı o müthiş enerjinin öteki sonuçlarına, örneğin 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde birçok kişice görülen ve kamerayla da saptanan ışık hâlesine vb. bakılırsa, pek de öyle denilemeyeceği anlaşılıyor.

     Yoksa cinsiyet ayrımcılığı mı yapsak:

     Bir sopranonun tepesini attırırsanız sesiyle bir cam kadehi paramparça edebilir ya, o açıdan (yoksa, kalleş oluşu açısından değil!) depremle müziğe dişi; resme erkek desek? Hem, erkektir, daha kıpır kıpır olması hakkıdır; öyle değil mi?

     Öyle ya da böyle! Van Gogh’un resim sergisini geziyoruz, radyoda Itrî’nin Neva Kâr’ı, tavanda yarasalar uçuşuyor, yerlerde yılanlar... Buraya kadar her şey normal de; sergiden tam çıkacağız, üçüncü kardeş kaplumbağa gibi ucu ucuna yetişiyor ve galeri yerle bir [yani elektrikler kesiliyor, ‘Kânatın bütün renklerine, seslerine ve titreşimlerine (yani nerdeyse aynı şeye, her şeye) açık’ radyo susuyor, yerine kıvılcımlar – yangın, patırtı – çatırtı]; bunda garipseyecek ne var?

M. Kemal Karaosmanoğlu

Cumhuriyet gazetesi Bilim Teknik dergisi

 

Son Güncelleme: 15.09.2010